Neyi sık sık düşünüyorsan, aklın da ona benzer bir şey olacaktır. Çünkü ruhu dolduran düşüncelerdir.”
Bu söz, ilk bakışta sıradan bir kişisel gelişim cümlesi gibi görünebilir. Oysa insan hayatının en derin gerçeğini birkaç satırda anlatır.
Bugün birçok insan hayatındaki olumsuzluklardan şikâyet ediyor. Sürekli mutsuz olduğunu, şanssız olduğunu, kimsenin kendisini anlamadığını söylüyor. Fakat çoğu zaman dönüp zihninin içinde neler taşıdığına bakmıyor. Çünkü insanın dış dünyası, çoğu zaman iç dünyasının bir yansımasıdır.
Sabah gözünü açar açmaz endişelerini düşünen biri, gün boyunca kaygının izlerini taşır. Sürekli başarısızlıktan korkan biri, fırsatları görmek yerine riskleri büyütür. İnsan zihni, üzerine en çok yoğunlaştığı düşüncelerin şeklini almaya başlar. Tıpkı suyun içine bırakıldığı kabın biçimini alması gibi…
Düşünceler yalnızca gelip geçen misafirler değildir; karakterimizin mimarlarıdır. Bir düşünce tekrarlandıkça alışkanlığa, alışkanlık davranışa, davranış ise kader dediğimiz yaşam biçimine dönüşür.
Bu yüzden mesele sadece olumlu düşünmek değildir. Mesele, zihnimizin kapısını neye açtığımızdır. Sürekli öfkeye maruz kalan bir ruh zamanla sertleşir. Sürekli umutsuzlukla beslenen bir kalp karanlığa alışır. Ama iyilik, umut, üretkenlik ve sevgiyle beslenen bir zihin de aynı şekilde güçlenir.
Günümüzde insanlar beden sağlıklarına gösterdikleri özeni, ne yazık ki düşünce sağlıklarına göstermiyor. Ne yediğimize dikkat ediyoruz ama ne düşündüğümüze pek bakmıyoruz. Oysa ruhun da bir besini vardır ve o besin düşüncelerdir.
Belki de kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:
“Bugün zihnimi hangi düşüncelerle dolduruyorum?”
Çünkü yarının insanı, bugünün düşüncelerinden doğacaktır.
Unutmayalım; düşüncelerimiz yalnızca aklımızda yaşamaz. Zamanla yüzümüze, sözlerimize, kararlarımıza ve kaderimize yerleşir. Bu yüzden zihnimize aldığımız her düşünceyi, evimize aldığımız bir misafir gibi seçmek zorundayız.
Çünkü insan, en sonunda en çok düşündüğü şeye dönüşür.







